Instagram
Mavi Tuğba Karademir   "Şiir bi akıl hastalığıdır."  face: /KarademirTugba
twitter: @TugbaKarademir
Reblogged from tugbakarademir  1,671 notes
tugbakarademir:

bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler.bazı kadınlar sol göğsünün altında mayın taşır beyler.oraya ilk ayak basan adam, ayağını çekip gitmeye kalkışırsa eğer;mayın patlar,kadın dağılır,adam ölür, kadının sol göğsünde.sonra bir daha kim gelip giderse gitsin sol göğsün altındaki kente,asla aynı etki yaşanmaz.bir mayın bir defa patlar beyler,bir kadın, gerçekten, bir defa sever."bir şiir bir kez yazılır.bir kitap bir kez okunur” gibi çürütülebilir bir tez değildir bu.bir insan bir kez ölür, türündendir.hatta düpedüz eşdeğerdir ikisi.ve sevgilim, sana gelince:bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente,hüzünlü bir sesle:"buralar eskiden hep benimdi" diyeceksin kendine.***mutluluğun bir sırrı var mı bilmem ama bir sınırı var elbet.size uzatılan her el ve her yürek bir gün geri çekilecek.her mutluluk ya yarım kalacak ya yavaşça eksilecek.herkes en az bir kez terk edilecek.ve ne yazık kiher şarkı eskiyecek. -istisnalar hariç elbet-her neyse.biz kadınlar saç uçlarımızda hüzün taşırız beyler.sanırız ki saçlarımızdaki kırıkları aldırırsaksarılacak tüm kırıklarımızsağlıklı saçlar hayatımızın alçısı olacak,hayatımız daha fazla alçalmayacak.yanılıyoruz aslında.canımız cehhennem bizim.ağlayarak söndürmeye devam edeceğizdişlerimizi sıkıpbilmem kaç vedaya daha göğüs gereceğiz.ama o ilk mayın, o ilk dağılış, parçalanış, unutulmayacak.çünkü bir söküğü diktiğinizde, eskisi gibi görünmez.ne zaman yaralansak, ilk yara izimizi anımsarız.kaç kez terk edilirsek edilelim, ilk gidene ağlarız.evren dolusu yükü omuzlayan biz, bir çocuk kadar da uysalız.ama nedensevdiğimiz adamlar, hiç okşamaz başımızı?bir masal örtmezler üstümüze uyku öncesi,nedengerçek bir şefkatle sevmezler ki?kadınlığımızı geçtim lakin, içimizdeki küçük kız çocuğuna yazık değil mi?evet; her kadın bir parça şairdiryalnızca doğru adam tarafından terk edilmesi gerekiramayine deşair olmak istediğimizi kim söyledi ki?-Mavi Tuğba Karademir

tugbakarademir:

bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler.
bazı kadınlar sol göğsünün altında mayın taşır beyler.
oraya ilk ayak basan adam, ayağını çekip gitmeye kalkışırsa eğer;
mayın patlar,
kadın dağılır,
adam ölür, kadının sol göğsünde.
sonra bir daha kim gelip giderse gitsin sol göğsün altındaki kente,
asla aynı etki yaşanmaz.
bir mayın bir defa patlar beyler,
bir kadın, gerçekten, bir defa sever.

"bir şiir bir kez yazılır.
bir kitap bir kez okunur” gibi çürütülebilir bir tez değildir bu.
bir insan bir kez ölür, türündendir.
hatta düpedüz eşdeğerdir ikisi.

ve sevgilim, sana gelince:

bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente,
hüzünlü bir sesle:
"buralar eskiden hep benimdi" diyeceksin kendine.

***

mutluluğun bir sırrı var mı bilmem ama bir sınırı var elbet.
size uzatılan her el ve her yürek bir gün geri çekilecek.
her mutluluk ya yarım kalacak ya yavaşça eksilecek.
herkes en az bir kez terk edilecek.
ve ne yazık ki
her şarkı eskiyecek. -istisnalar hariç elbet-

her neyse.

biz kadınlar saç uçlarımızda hüzün taşırız beyler.
sanırız ki saçlarımızdaki kırıkları aldırırsak
sarılacak tüm kırıklarımız
sağlıklı saçlar hayatımızın alçısı olacak,
hayatımız daha fazla alçalmayacak.
yanılıyoruz aslında.
canımız cehhennem bizim.
ağlayarak söndürmeye devam edeceğiz
dişlerimizi sıkıp
bilmem kaç vedaya daha göğüs gereceğiz.
ama o ilk mayın, o ilk dağılış, parçalanış, unutulmayacak.
çünkü bir söküğü diktiğinizde, eskisi gibi görünmez.
ne zaman yaralansak, ilk yara izimizi anımsarız.
kaç kez terk edilirsek edilelim, ilk gidene ağlarız.

evren dolusu yükü omuzlayan biz, bir çocuk kadar da uysalız.
ama neden
sevdiğimiz adamlar, hiç okşamaz başımızı?
bir masal örtmezler üstümüze uyku öncesi,
neden
gerçek bir şefkatle sevmezler ki?
kadınlığımızı geçtim lakin, 
içimizdeki küçük kız çocuğuna yazık değil mi?

evet; 
her kadın bir parça şairdir
yalnızca doğru adam tarafından terk edilmesi gerekir

ama
yine de
şair olmak istediğimizi 
kim söyledi ki?

-Mavi Tuğba Karademir

bir babanın evladında açtığı yarayı
o baba bile kapatamıyor.
ne acı.
sonra o yara bir uzuv gibi
vücutla doğru orantıda büyüyor
büyüyor
insan çocukken nelere güldüğünü elbet unutur
ama neden ağladığını bir türlü unutamıyor. By Mavi Tuğba Karademir

Yazıların çok hoş. Okuyunca bazen gözlerim doluyor bazen de deli gibi çarpıyor. Kalbinin güzelliği yazılarına yansımış. İnsanlara karşı hitap şeklin zaten bambaşka. Samimisin. Doğalsın. Bende bir şeyler yazıyorum ama senin kadar yetenekli değilim. Kendimi geliştirmem için ne tavsiye edersin. Bu arada kitabını merakla bekliyorum.

Merhaba, öncelikle tüm güzel düşüncelerin için bol bol teşekkürlerimi sunuyorum. Güzel gören gözdür ayrıca, bilesin.

Ayrıca estağfurullah, ben kimim, senin kadar yetenekli değilim falan demişsin de, deme öyle şeyler.

Kendini geliştirmen için sürekli okumanı tavsiye ediyorum açıkçası. Bitmek tükenmez bi eyleme dönüştür bunu. Sürekli, sürekli oku. Hangi türde yazacaksan o türde ağırlıklı olarak oku. Okumak kalemini şekillendirecektir.

Kitap konusuna gelince, bi önceki mesajını da okudum, hemen hemen aynı şeyleri yazmışsın. Yani muhtemelen mesaj gelmedi diye düşünüp ikinciyi gönderdin, o kitap konusundaki soruna da buradan yanıt vereyim; buradaki tüm yazıları bi kitapta toplamam imkansız. Yüzlerce yazı var sanırım. Ki çoğu çok acemice. Ama buradan bazı yazılar mevcut içinde elbette. Hiçbir yerde yayınlamadıklarım da var, derlenmiş bi kitap yani. Ben de merakla bekliyorum açıkçası, hayırlısıyla çıkar inşallah. 

Şiirle kal güzel insan. 

Sen ne güzel bi insansın. Ne kadar dolusun. Sen benim resmen ruhumu doyuruyorsun be kadın! Bu siteye girme sebebimsin. Artık bir şeyler yazsada okusam diye sabırsızlandığımsın. Yazdığın her kelimede iyisinden kötüsüne kendimden bir şeyler buluyorum sanki. Kalemin elinden hiç düşmez inşallah.
Anonymous

Sen ne güzel bi insansın! Ne kadar dolusun! Ne güzel şeyler hissediyor ve hissettiriyorsun öyle. Okuyan gözlerine sağlık canısım. Hisseden yüreğine sağlık. Eksik olma. Sık sık da gel, bi selam et hatta. Şu mesajda harcadığın harf sayısı kadar teşekkür ederim sana, öpüyorum ruhundan!

Hatta bi şiir armağan edeyim sana;

Çün

I.

Kirden yapılma bir oyuntuydu insan 

Kile üflenen kan ve kanla oluşan 
Gezinirdi ağrıyla sıkıntılı lambalarda 
Sesinin buğusuyla semada aysız 
Geceyle o gecenin anısından 
Dağlar, ırmaklar uyurken ıssız 
Gaybın dilini giyinirdi acısından

Çün: Kırıldı için yerküre baştan 
Uydusudur kendinin o som yıldız

II.

Avuntuydu bulut, geçti şimdi göğü 
Uğultusunu ışığın, kadim köpüğü 
Beyaz, beyaz, yine beyaz –
Eşyayla tin arasına gerili bir vav 
İpekten dengeyi ararken yaz 
Ki insan avcıdır burada, hem av 
Aynası elmanın o ilk düşüşü

Çün: Kovulsun diye uykusundan 
Al yangınlar doğurdu kozasından

III.

Tün korkuludur dolunayın adımlarında
Yol korkulu, ses korkudur, izler
Soluğundan öte, beyhude akan geyiği
Ardında isteğin gümüş uçurumu—
İniltilerle yükselir tenha rüyaya
Geyik sır olur, yiter izler
Kapanır çıplağına ağzının ipeği 

Çün: Geyik ancak düştüğü yerden doğar 
Ağar, ağarır gömüldüğünde kendi yarasına

IV.

Böyle anlarca, çağlarca oyalayan bizi 
Ufukta soluyan kor gözün eşiği 
Eşiğin mevsimleri düğümleyen sisinde 
Bak! Kuşkuda engin rüzgârlar beşiği 
Salınıyor, sallanıyor sava alevleriyle 
Kımıldasın ve aksın derinin yitik izi 
Öylece yerinden ölümle seviştiği

Çün: Gecenin elifi doğruluyor artık 
Hiçbir şey doğrulamaz yanlış ikizi

V.

Artık, beyaz bir çınlamadır hafıza
Koyu, kesif, sislere teslim—
Sorar da yitiririz iç ışığımızı, ararken
Bazen nedir, şimdi ne, çokça kim?
Unutuş! Akrebim! Dökülsün masken
Gül eksildikçe, gün karardıkça elim
Tebessümle sığınıyor eski andımıza

Çün: Ben kendi yangınımla yıkandım
Çözülsün hafızam, çözülsün sırrım!

VI.

Enkaz beni çağırdı ve gizini döktü üstüme 
Zamanın dibine indim, taşın köküne 
Oraya, derine çizdim çehremdeki ağıtı  
Birkaç böcekle değiştirdim yaşamımı 
Bırak, her şey her şey kalsın geride 
Gezineyim gelinciklerin kalbindeki çiyde 
O altın damlada arınsın ruhum

Çün: Her tanla yırtıp büyük karanlığı 
Kanatlarımdan kurdum dünyayı

VII.

Ben bu masalı kaburgamdan uydurdum

Kışa çaldı bahtımın yıldızı gamlarla

Orada ben, orada hep, orada tek mum
Kaldım da oyalandım cılız ışığımla
Isınsın, ışısın toprağım tomurcuklarını
Soyunsun ters lâleler gövdemde açsın
Açılsın, ağlasınlar içimdeki yağmurları— diledim

Çün: İstedim, çok istedim, olmadı
İyileşmek için ölüyorum

Harun Atak

Cocukluk ediyorsun diye baslayan yaziniz tamamen size mi ait bayan ?
Anonymous

Elbette. Sadece iki cümle alıntı, onların da sonunda yıldız var zaten belirtmek amaçlı. 

Birinin önermesi sonucu facebook'da buldum ve burda da olduğun hiç aklıma gelmemişti bu iyi oldu. Beni etkileyen yazılarında hep bunu bir erkek bile diyemedi. İyi şiirler..

Merhaba o halde, hoş geldin çokça.

Teşekkür ederim, şiirle kal güzel insan. 

yazılarin gerçekten çok hoş bende bişeyler yazıyorum daha doğrusu kelimeler beynime doluyor bende kağıda döküyorum aslında yazdıklarımı hiç sevmem hoşuma gitmez arkadaşlarım ise böyle düşünmüyor ve kime yazdığımı soruyorlar ama ben kimseye yazmıyorum
Anonymous

Öncelikle teşekkür ederiim. Sonrasında, illa birine yazmak zorundasın diye bi kaide yok. Bu çok kalıplaşmış ve saçma bi fikir bence. Kimseye aldırış etmene de gerek yok ayrıca. 

Hali hazirda iki üç kitap zaten var demişsin basılımı bunlar isimleri neler almak isterimde :)

Ah yok canısım, hazır hani basıma hazır anlamında, hani hali hazırda üç tane var birisi de basılacak nasipse dedim. Basıldığında da zaten duyurusunu yapacağım, ilgin için çok teşekkürler eksik olma. 

Selam *.* gerçekten yazilarini okudum ve harika yaziyorsun beni anlatıyor gibisin, neden kitap yazmayi dusunmuyorsun guzel insan?
Anonymous

Kitap yazmayı düşünmediğimi nereden çıkardın canısım? Hali hazırda iki-üç kitap zaten var. Biri de nasipse basılacak, bi senedir bunun için uğraşyorum. 

Ayrıca çok teşekkürler, okuyan gözlerinden öpüyorum! 

erkek arkadaşımın doğum gününde yanında olamayacağım hediye göndermek istiyorum bir fikir verebilir misin ? :)
Anonymous

Bu tür şeylere pek karşıyım canısı ben. Yani sevgili senin, adamı sen tanıyorsun, neyi sever nelerden hoşlanmaz, ben nereden bileyim. Yani adam romantik midir, fanatik midir, hangi takımı tutar, edebiyata ilgisi var mı, okur mu, film mi sever, hangi renkten hoşlanır; ne bileyim ben. Kaldı ki benim önerdiğim şeyi alman sizin ilişkinizdeki çatlakların varlığını kanıtlar. Bi yabancıya ne ki? Sen kendi hissettiğin, almak istediğin, uygun gördüğün şeyi almazsan ne anlamı var o ilişkinin? Bana saçma geliyor, bilmiyorum. 

Yazı yazmaya ne zaman başladın? Ne zaman yazmayı daha çok seversin? Gece mi gündüz mü? Yalnızlığı mı seversin kalabalığı mı? Peki yazılarında yaşadığın mı var aklındakiler mi var? Kalbin dekileri mi kullanıyorsun beynin dekileri mi? Nasıldır senin sevgin? Sever misin beni de?
Anonymous

Aslında çoğu sorunun cevabı blogtaki “Mavi Kimdir” sayfasına eklediğim röportajda mevcut ama yine de nezaketen cevaplayacağım;

Ben kendimi bildim bileli, yani elim kalem tuttuğu andan beri, düşün ki ilkokuldaydım; bi şeyler yazıyordum. Masalla, öyküyle başladım, roman da yazdım, denemeye ve şiire yöneldim sonraları. 

Genelde uyumak üzereyken, tam dalacakken yazıyorum. Yani gecesi gündüzü mühim değil, önemli olan uykumun olması. Mesela sabaha dek uyumamışsam, sabah dokuz gibi epey uykum varsa, tam dalacakken aklıma bi şeyler gelebilir. Oldu da yani. Ve bu durumda bazen uykuyu seçiyorum, uyandığımda yazarım deyip uyandıktan sonra tek kelime hatırlamıyorum, bazen de bayılacak kadar uykusuz kalıp yazıyorum. Çok yazım uyku yüzünden havaya uçmuştur böyle.

Çocukluktan beri kalabalıktan haz etmem ama uyum da sağlarım yani. Kendi dergimi çıkardığım sırada otuz kişilik bi ekibim vardı, ekibin annesi gibiydim, herkese enerjiyi falan da ben aşılardım. Neşeliydim. Ne bileyim Kaybedenler Kulübü etkinliğinde de öyle. Hemen uyum sağlarım. Çekinmem pek. Eskiden çok çekingen, içine kapanık, sessiz bi kızdım da, dergi sektöründe sosyalleştim epey. Medya sonuçta iletişimle ilerleyen bi sektör.

Yazdıklarımda hangisinin gerçek, hangisinin hayal ürünü olduğunu hiç söylemedim. Söylemek gibi bi niyetim de yok. Çünkü bazı yazıların birkaç cümlesi gerçekken geri kalanı kurgu olabiliyor, bu çok karmaşık bi mesele. Ayrıştırmak güç. Kaldı ki uğraşmaya da değmez. Ben aslolanın yazının hissettirdiği duygu olduğu kanısındayım. O yazı sana bir şey katıyor ya da hissettiriyorsa, gerçek veya hayal, ne önemi var? 

Ayrıca bütün duygular beyinde gerçekleşir, kalp semboliktir, o yüzden “kalbindekileri mi kullanıyorsun, beynindekileri mi” sorusu geçersiz diyebiliriz.

Benim sevdaya, sevgiye baktığım pencere yazdıklarımdan açılıyor zaten. Birkaçını okusan anlarsın.

Tanımadığım bi anonimi sevmek biraz samimiyetsiz olur ayrıca.

Sanırım tüm sorularını yanıtladım. 

Sevgiler…

Reblogged from tugbakarademir  280 notes

tugbakarademir:

Onu ilk gördüğümde beynimdeki her şey sustu.
Tüm sesler, yenilenen görüntüler yok oldu.
Obsesif kompülsif bozukluğunuz varsa, sessiz zamanlarınız pek olmuyor.
Yataktayken bile düşünüyorum:
Kapıları kilitledim mi? Evet.
Ellerimi yıkadım mı? Evet.
Kapıları kilitledim mi? Evet.
Ellerimi yıkadım mı? Evet.
Ama onu gördüğümde, tek düşünebildiğim dudağının kıvrımıydı.
Ya da yanağına düşen kirpiği-
Yanağına düşen kirpiği-
Yanağına düşen kirpiği.
Onunla konuşmam gerektiğini biliyordum.
Otuz saniye içinde ona altı kez çıkma teklifi ettim.
Üçüncüden sonra kabul etti. Ama hiç biri doğru gelmedi. O yüzden devam etmek zorunda hissettim.
İlk buluşmamızda, zamanımı onunla konuşmak yada yemeğimi yemek yerine, tabağımdaki yemeği renklerine göre ayırmakla geçirdim.
Ama bunu sevdi.
Günde ona on altı kez yada yirmi dört kez elveda öpücüğü verişimi sevdi.
Eve yürümemin kaldırımdaki çatlaklardan dolayı uzun sürüşünü sevdi.
Beraber aynı eve taşındığmızda, kendini güvende hissettiğini söyledi. Kapıları on sekiz kez kilitlediğim için hırsız giremiyeceğini düşünüyormuş.
O konuşurken hep onun ağzını izledim-
Konuşurken-
Konuşurken-
Konuşurken.
Beni sevdiğini söylediğinde, dudaklarının kenarları yukarı doğru kıvrılırdı.
Geceleri, yatağa uzanıp ışığı kapatıp açışımı, kapatıp açışımı, kapatıp açışımı izlerdi.
Gözlerini kapatıp gece ve gündüzün önünden geçtiğini hayal ederdi.
Ama sonra… Onun zamanını çok harcadığımı söyledi.
İşe geç kalmasına neden olduğum için ona çok elveda öpücüğü veremeyeceğimi…
Beni sevdiğini söylerken, dudakları dümdüzdü…
Kaldırımdaki çatlağın üstünde durduğumda, o yürümeye devam etti…
Geçen hafta annesinin evinde kalmaya başladı.
Ona bu kadar bağlanmama izin vermemesi gerektiğini, her şeyin bir hata olduğunu söyledi, ama…
Ona dokunduktan sonra ellerimi yıkama gereği duymamam nasıl bir hata?
Aşk bir hata değil, onun bundan kaçabilmesi ve benim kaçamamam beni öldürüyor.
Gidip yeni birini bulamam çünkü tek düşünebildiğim o.
Genelde bir şeye çok takıntılı olduğumda, cildimde tomurcuklar görürüm.
Arabalar arasında ezildiğimi görürüm…
Kafama taktığım tek güzel şey oydu.
Uyandığımda onun direksiyonu tutuşunu düşünmek istiyorum.
Duşu, kasa açarmış gibi açışını.
Mumları üfleyişini-
Üfleyişini-
Üfleyişini-
Üfleyişini.
Artık, düşündüğüm şey onu başka kimin öptüğü.
Nefes alamıyorum çünkü o adam onu bir kez öpüyor ve mükemmel olması umurunda bile değil!
Onu çok istiyorum…
Kapılarımı kilitlemiyorum.
Işıklarımı kapamıyorum.”

Reblogged from tugbakarademir  72 notes
tugbakarademir:

biz kaybeden insanlarız.kaybetmek başlı başına bi aforizmadır aslında. kaybetmek… bunun üzerine ne çok şey yazılmıştır bu zamana kadar. ben neler yazabilirim daha, bilmiyorum. ama bu sözcüğün beni cezbeden yanları var. sadece kelime üzerine bile saatlerce yazasım… aynı zamanda okurken insanları sıkmayasım… çünkü zaten canı sıkkın insanlarız. zaten yarım, eksik, belki hiç olduğunu düşünen, kaybetmekten ziyade artık kaybolan insanlarız. kimimizi babamız terk etmiş, kimimizi ailemiz, kimimiz onu tanrının terk ettiğine inanıyor, kimimizi en kötü gününde elinden tutup ayağa kaldıran aşkımız terk etmiş. bilmemişiz ki ayağa kaldırmasının sebebi yerde duran birini düşüremeyecek oluşuymuş. bizi daha yükseklerden düşürmek isteğiymiş. bilememişiz. güvenmişiz. mesela dost dediklerimiz sırt çevirmiş, ihanet etmiş, yalan söylemiş. insanoğlu yapar böyle şeyler, bilirsiniz. biz de yaptık. yapmadık değil. şimdi zeytinyağı gibi sıyrılmaya çalışan olursa kessin sesini. hepimiz insanız. biliyoruz. hata yapma lüksü insanadır. bunu da biliyoruz. mesele zaten hata yapmak değil ki. bi hatayı ısrarla tekrarlamak, bir insana zarar verirken zevk almak. bu biraz insanlık dışı zaten. kaldı ki bizim karşımıza böyleleri de çıktı elbet. ne zaman “yarın her şeye yeniden başlıyorum” desek o yarının akşamına pes etmişiz. ettirilmişiz. ağlamışız, herkes ağlar bazen. ama biz mütemadiyen ağlamışız. kimimiz ağlayamamış, eline geçen ilk kırılabilir nesneyi kırmış öfkesinden. kimimiz içmiş, çok içmiş. içki komasına girecek kadar çok. kimimiz dualar etmişiz, sığınmışız tanrıya. ibadetlere. kimimiz çok bağırmış, biz bile duymamışız. kimimiz kendine zarar vermiş, kimimiz bulunduğu şehri terk etmiş, kimimiz saçlarına kıymış canına kıyar gibi. biz genelde yaparız böyle şeyler. bir nesneyi kaybetmektense bir insanı kaybetmekten yorulmuşuz mesela. bir kere peşisıra kaybetmeler başlamışsa insanın hayatında, ardı arkası kesilmiyor çünkü. en kötüsü sahiden insanın kendini kaybetmesi. kendini bulamaması artık. kendisi olamaması. çok acınası.ben kelimelerin rengi olduğuna inanırım. sinestezik bi durum değil bu. çünkü sözcükleri renkli görmüyorum ama içten içe bi inanç, bi çağrışım diyelim. mesela kalem sözcüğü kahverengiyken ağlamak gri biraz, cinayet kırmızıyken ölüm lacivert benim için. kaybetmek sözcüğüne gelirsek, o simsiyah geliyor. kalın puntolu, siyah bi sözcük. siyah karanlıktır. ya da karanlık siyahtır. her ne haltsa. ve genelde bir şeyler karanlıkta kaybolur. karanlıktayken baktığın yere ışığı açıp bakınca kaybettiğin şeyin orada olduğunu görürsün. biz ışığı açamayan insanlarız. ampul patlamış, elektrik icat olmamış hatta dünyamızda. mum desen bitik. gaz lambası paramparça. kibritler sigara için tüketilmiş. sigaralar kül tablasında izmarit mezarlığında. fener falan yok zaten, kim kaybetmiş ki biz bulalım. biz daha kendi kaybettiklerini bulmaktan aciz insanlarız. zifiri karanlıkta ve boş bir odada insan bi süre sonra kendisini de kaybeder, bu cümle üzerinde çok düşünülür türden de değil üstelik. nerede olduğunuzu unutursunuz uzun zaman sonra. ve karanlıktaki insan için gündüz de gecedir. şimdi bizi hangi kuyuya itip, nerelere ötelemişse hayat, unuttuk nerede olduğumuzu. hem en başta, hem şimdi… çünkü insanlık zamanla unutmayı gerektirir. işin trajik kısmıysa unutmak istedikleriniz asla bu cümleye dahil değildir. unutmayı istemek hatırlamayı beraberinde getirir. bu yüzdendir ki yılları deviren acıların hala sapasağlam anıtlar gibi göğsümüzde duruşu. kaybetmek onurlu ya da onursuz bi davranış değil. kaybetmek davranış değil. davranılış, belki. ben aslında şuan ağlayabilirim. çünkü yazmak da kaybetmekte hüzünlü veletler. kaybetmeyi yazmaksa iki kere hüzün. bu arada kelimelerin duyguları olduğunu söylememiştim. her neyse. kaybedecek neyim kaldı ki, dediğiniz noktada aklınızı hesaba katın. bunu düşünebiliyorsanız o hala sizinledir. aslında biliyor musunuz, onu da kaybetsek, her şey yoluna girecek…iyi geceler sayın okurlar, tabii öyle bi şey mümkünse!-Mavi Tuğba Karademir

tugbakarademir:

biz kaybeden insanlarız.
kaybetmek başlı başına bi aforizmadır aslında. 
kaybetmek… bunun üzerine ne çok şey yazılmıştır bu zamana kadar. ben neler yazabilirim daha, bilmiyorum. ama bu sözcüğün beni cezbeden yanları var. sadece kelime üzerine bile saatlerce yazasım… aynı zamanda okurken insanları sıkmayasım… çünkü zaten canı sıkkın insanlarız. zaten yarım, eksik, belki hiç olduğunu düşünen, kaybetmekten ziyade artık kaybolan insanlarız. kimimizi babamız terk etmiş, kimimizi ailemiz, kimimiz onu tanrının terk ettiğine inanıyor, kimimizi en kötü gününde elinden tutup ayağa kaldıran aşkımız terk etmiş. bilmemişiz ki ayağa kaldırmasının sebebi yerde duran birini düşüremeyecek oluşuymuş. bizi daha yükseklerden düşürmek isteğiymiş. bilememişiz. güvenmişiz. mesela dost dediklerimiz sırt çevirmiş, ihanet etmiş, yalan söylemiş. insanoğlu yapar böyle şeyler, bilirsiniz. biz de yaptık. yapmadık değil. şimdi zeytinyağı gibi sıyrılmaya çalışan olursa kessin sesini. hepimiz insanız. biliyoruz. hata yapma lüksü insanadır. bunu da biliyoruz. mesele zaten hata yapmak değil ki. bi hatayı ısrarla tekrarlamak, bir insana zarar verirken zevk almak. bu biraz insanlık dışı zaten. kaldı ki bizim karşımıza böyleleri de çıktı elbet. ne zaman “yarın her şeye yeniden başlıyorum” desek o yarının akşamına pes etmişiz. ettirilmişiz. ağlamışız, herkes ağlar bazen. ama biz mütemadiyen ağlamışız. kimimiz ağlayamamış, eline geçen ilk kırılabilir nesneyi kırmış öfkesinden. kimimiz içmiş, çok içmiş. içki komasına girecek kadar çok. kimimiz dualar etmişiz, sığınmışız tanrıya. ibadetlere. kimimiz çok bağırmış, biz bile duymamışız. kimimiz kendine zarar vermiş, kimimiz bulunduğu şehri terk etmiş, kimimiz saçlarına kıymış canına kıyar gibi. biz genelde yaparız böyle şeyler. bir nesneyi kaybetmektense bir insanı kaybetmekten yorulmuşuz mesela. bir kere peşisıra kaybetmeler başlamışsa insanın hayatında, ardı arkası kesilmiyor çünkü. en kötüsü sahiden insanın kendini kaybetmesi. kendini bulamaması artık. kendisi olamaması. çok acınası.
ben kelimelerin rengi olduğuna inanırım. sinestezik bi durum değil bu. çünkü sözcükleri renkli görmüyorum ama içten içe bi inanç, bi çağrışım diyelim. mesela kalem sözcüğü kahverengiyken ağlamak gri biraz, cinayet kırmızıyken ölüm lacivert benim için. kaybetmek sözcüğüne gelirsek, o simsiyah geliyor. kalın puntolu, siyah bi sözcük. siyah karanlıktır. ya da karanlık siyahtır. her ne haltsa. ve genelde bir şeyler karanlıkta kaybolur. karanlıktayken baktığın yere ışığı açıp bakınca kaybettiğin şeyin orada olduğunu görürsün. biz ışığı açamayan insanlarız. ampul patlamış, elektrik icat olmamış hatta dünyamızda. mum desen bitik. gaz lambası paramparça. kibritler sigara için tüketilmiş. sigaralar kül tablasında izmarit mezarlığında. fener falan yok zaten, kim kaybetmiş ki biz bulalım. biz daha kendi kaybettiklerini bulmaktan aciz insanlarız. zifiri karanlıkta ve boş bir odada insan bi süre sonra kendisini de kaybeder, bu cümle üzerinde çok düşünülür türden de değil üstelik. nerede olduğunuzu unutursunuz uzun zaman sonra. ve karanlıktaki insan için gündüz de gecedir. şimdi bizi hangi kuyuya itip, nerelere ötelemişse hayat, unuttuk nerede olduğumuzu. hem en başta, hem şimdi… çünkü insanlık zamanla unutmayı gerektirir. işin trajik kısmıysa unutmak istedikleriniz asla bu cümleye dahil değildir. unutmayı istemek hatırlamayı beraberinde getirir. bu yüzdendir ki yılları deviren acıların hala sapasağlam anıtlar gibi göğsümüzde duruşu. 
kaybetmek onurlu ya da onursuz bi davranış değil. kaybetmek davranış değil. davranılış, belki. 
ben aslında şuan ağlayabilirim. çünkü yazmak da kaybetmekte hüzünlü veletler. kaybetmeyi yazmaksa iki kere hüzün. bu arada kelimelerin duyguları olduğunu söylememiştim. her neyse. 
kaybedecek neyim kaldı ki, dediğiniz noktada aklınızı hesaba katın. bunu düşünebiliyorsanız o hala sizinledir. aslında biliyor musunuz, onu da kaybetsek, her şey yoluna girecek…
iyi geceler sayın okurlar, tabii öyle bi şey mümkünse!

-Mavi Tuğba Karademir