Instagram
Tuğba Karademir (Mavi)

Biraz şiir, biraz kahve.






face: /KarademirTugba
twitter: @TugbaKarademir
rüyamda üç defa terk ettin dün gece benikalktım bir saksıya kuş ektimkanatları henüz yeşerdi.kalktım üşenmedim bir de gittim.gittim ama nereye.her neyse.demokratik bi karardı buben ve ben,kaç ben varsa içimdehepsi gitmekten yanaydı.gökyüzü yine saçlarını toplamıştükürükten boğma bi tebessümle pencereyi de örttüm üşenmeden.gitmelere devam ettim,ettim,ettim.bir sigara geldi peşimden.beni yaktı, içti, ezdi yol kenarında ayaklarıyla.sen söylediklerime bakma;ilaçlarımı almadım yine bu sabah.caddeler çok fazlainsanlar çokkarıncalarve ağaçlarçoğullar çoğuncabir benyalnızım bir de Allah.bir sen iyi geldin yaramabir de kanatmak, doğasıya*bir pervaz dirsek çürüttükçe güzelleşir sokağagöğe sonra.kuşkusuz, bir dirsek en güzel pencere pervazında çürürve ağlamaz.iki odalı da değiltek odalı,hatta halısız ve mobilyasızbelki penceresi papatyalıyahut sardunyalıbir kuru ekmeğe sığdırılmışküçük bir yuva umdum hayattanbir de kızım;boyu saçlarım kadar.gülüşünden güneşler doğurupbenden daha kutsal bir anne olan.ama hayat umduğundan çok unuttuğun kadarbir gitmektir tutturdum bu sabahve dün akşamve öncesinde bir bulutseni başka bir kadınla gördüğü için ağlıyordu.büyük ayıp bu.bir bulutu ağlatmakbir kadını aldatmaktan daha günahtır, bunu duy.kanaviçeli ellerimle yaktığım sigaranıve okşadığım sakallarınıunutmuşsunmühim değilben ki kendinden bile gidebilensana mı umutmuşum?-Mavi Tuğba Karademir

rüyamda üç defa terk ettin dün gece beni
kalktım bir saksıya kuş ektim
kanatları henüz yeşerdi.
kalktım üşenmedim bir de gittim.
gittim ama nereye.
her neyse.
demokratik bi karardı bu
ben ve ben,
kaç ben varsa içimde
hepsi gitmekten yanaydı.

gökyüzü yine saçlarını toplamış
tükürükten boğma bi tebessümle 
pencereyi de örttüm üşenmeden.
gitmelere devam ettim,
ettim,
ettim.
bir sigara geldi peşimden.
beni yaktı, içti, ezdi yol kenarında ayaklarıyla.
sen söylediklerime bakma;
ilaçlarımı almadım yine bu sabah.

caddeler çok fazla
insanlar çok
karıncalar
ve ağaçlar
çoğullar çoğunca
bir ben
yalnızım 
bir de Allah.
bir sen iyi geldin yarama
bir de kanatmak, doğasıya*

bir pervaz dirsek çürüttükçe güzelleşir sokağa
göğe sonra.
kuşkusuz, 
bir dirsek en güzel pencere pervazında çürür
ve ağlamaz.

iki odalı da değil
tek odalı,
hatta halısız ve mobilyasız
belki penceresi papatyalı
yahut sardunyalı
bir kuru ekmeğe sığdırılmış
küçük bir yuva umdum hayattan
bir de kızım;
boyu saçlarım kadar.
gülüşünden güneşler doğurup
benden daha kutsal bir anne olan.

ama hayat umduğundan çok unuttuğun kadar
bir gitmektir tutturdum bu sabah
ve dün akşam
ve öncesinde bir bulut
seni başka bir kadınla gördüğü için ağlıyordu.
büyük ayıp bu.
bir bulutu ağlatmak
bir kadını aldatmaktan daha günahtır, bunu duy.

kanaviçeli ellerimle yaktığım sigaranı
ve okşadığım sakallarını
unutmuşsun
mühim değil
ben ki kendinden bile gidebilen
sana mı umutmuşum?

-Mavi Tuğba Karademir

sana, sana diye başlayan şiirlerden birinden sesleniyorum… 
seni seviyorum demek bu kadar basite alınmışken hazır, ben de kek yaptım. 
evet fırsatçı sevgilim demen gibi hoş değildi, güvenemiyorum demen 
ama ben yine küçükken oynadığım çubuklarıma göz attım 
susmak, oyun oynamaktan daha zordu, kaçındım. 

sana, sana diye başlayan şiirlerden birinden bakıyorum… 
dişlerin çürümüyor, dudakların hep güzel, saçın boyada olsa idare eder 
zaten kadavra aşkları yaşatmaya çalışmıştık, ben dürüstçe soluyordum, sende neşter. 
ben umursamazca ağlarken içimde, 
sen üç nokta bir okulundan mezun olmuşcasına coşkulu, 
tersten bakmak tersliğin iki uzvu. 

sana, sana diye başlayan şiirlerden birinden kızıyorum… 
serin kumlardan, kızgın denizlere atlamak gibidir 
idealist yaklaşımlarla sosyopat bakmak aşklara, anlamadın, 
zaten benimki musalla taşına ağlayan bir çocuğun kalbinden akan umuttu. 
yanaklardan özgürlük aksın diye şakaklara dayanır mı ki silah, dayamadım, 
isteklerimi keşke müsvette bir kağıda yazmasaydım. 
gördün mü yine kızamadım…. 

sana, sana diye başlayan şiirlerden birinden itiraf ediyorum… 
ben yavaş yavaş sokarken silahı ağzıma, tetik yumuşuyor, okşuyorsun. 
yapma bileklerimi bile yanlış dikiyorsun. 
evet seni seviyorum diye bitmeyecek 
ve evet yastığımda tek bir çapak bile yok sana adanan. 

sana, sana diye başlayan şiirlerden birinden ağlıyorum… 
acizim işte kabul ediyorum, hıçkıra hıçkıra ağlarken 
esrar gibi çekiyorum burnumu. 
yanağımı siler misin? biraz kan kalmış. 
seni öpmek, bir sigaradan nefes çekmek gibi bu son gecede, tuzlu 
bir sigarayı basmaksa gözlere, sen olmayan bir cümle kurmak gibi, biliyorum 
bu aşkta biraz ayrılık kalmış. 
bize kalan tek renk kırmızıyken, mavi bir oğlumuz olsun isterdin, neyse 
bırak annenin okuttuğu dualar avuçlarında dursun 
ve sus, lütfen, içimde biraz umut kalmış. 
bir rüya için ağıt yaktım, bak uçuşuyor hala külleri… 
yeter, 
okşadığın tetiğe bas artık bende biraz can kalmış.

-küçük iskender

bir filozof mıntıkası gibi saçlarıkadının.bir alın nasırı ihanet;yine kadın için yaratılmış.rahim kesiği acısıağız dolusu ölü cenin hüznü ve turuncu bi pişmanlık.geceyi yırtıyoryırtıp atıyor bir çığlık.çığlıktan düşen üç adamüç ayrı ayıp.aynaya bakabilir elbette aldatabilenarkası dönükken bilekimse bunu bilmez.Rina hariç değil elbet.aynaların zaten dilsiz olduğu mutlak gerçek.gel, çek kirpiklerimdeki fotoğrafınıkavimler dolusu yaştan süzerek.bir mide bulantısı çiviledim göğsümeaynı köprüyü geçerken iki kezüst üste.bir kadınterk edilmişse en çok, bir kadındırdiyerekyırtıyorum ellerimisırf parmak izlerin var diye.gözlerine perde inen bi pedersana; “ihanet çıkaramadığımız tek günah” diyecek.sen hiçbir dinde istenmeyecekve yine hiçbir dini istemeyeceksin.çünkü hepsinde bir cehennemin olacak.içindeki sahtekar bunu yadsıyacak, bu çok normal.beni alıp sana denk getirmeye çalışan şarkılar var.bir desırtını dönse dahi arkasından sarılacağım bir kadın.adı bu şiire konukgönlü cennete müsaitelleri ellerime müstakil.sen şimdi hiç çekinme git tabiiben gözlerimi de sökerim yerindengözkapaklarım yok diye.git evethatta birkaç defa bunu tekerrür etveda et, ihanet et, göğe selam etistersen intihara teşebbüs etne bileyim, inanmayı seç tevekkül etbana yine tahakküm et,kendine yine tahammülgit ve yalnızlığı tasvip etazraille bir ol, infazımı tasdik etutanma, hakaret etzil zurna iç, istifra etbir daha sevdiğini söyle ve iyi niyetimi suistimal etkalk gel geceyi fırsat bil, fırsattan istifade et…ne yaparsan yap şimdiben seni özlemekten istifa etmeyeceğim.bensendeğilim.-Mavi Tuğba Karademir

bir filozof mıntıkası gibi saçları
kadının.
bir alın nasırı ihanet;
yine kadın için yaratılmış.

rahim kesiği acısı
ağız dolusu ölü cenin hüznü ve turuncu bi pişmanlık.
geceyi yırtıyor
yırtıp atıyor bir çığlık.
çığlıktan düşen üç adam
üç ayrı ayıp.

aynaya bakabilir elbette aldatabilen
arkası dönükken bile
kimse bunu bilmez.
Rina hariç değil elbet.
aynaların zaten dilsiz olduğu mutlak gerçek.
gel, çek kirpiklerimdeki fotoğrafını
kavimler dolusu yaştan süzerek.

bir mide bulantısı çiviledim göğsüme
aynı köprüyü geçerken iki kez
üst üste.
bir kadın
terk edilmişse en çok, bir kadındır
diyerek
yırtıyorum ellerimi
sırf parmak izlerin var diye.

gözlerine perde inen bi peder
sana; “ihanet çıkaramadığımız tek günah” diyecek.
sen hiçbir dinde istenmeyecek
ve yine hiçbir dini istemeyeceksin.
çünkü hepsinde bir cehennemin olacak.
içindeki sahtekar bunu yadsıyacak, bu çok normal.

beni alıp sana denk getirmeye çalışan şarkılar var.
bir de
sırtını dönse dahi arkasından sarılacağım bir kadın.
adı bu şiire konuk
gönlü cennete müsait
elleri ellerime müstakil.
sen şimdi hiç çekinme git tabii
ben gözlerimi de sökerim yerinden
gözkapaklarım yok diye.

git evet
hatta birkaç defa bunu tekerrür et
veda et, ihanet et, göğe selam et
istersen intihara teşebbüs et
ne bileyim, inanmayı seç tevekkül et
bana yine tahakküm et,
kendine yine tahammül
git ve yalnızlığı tasvip et
azraille bir ol, infazımı tasdik et
utanma, hakaret et
zil zurna iç, istifra et
bir daha sevdiğini söyle ve iyi niyetimi suistimal et
kalk gel geceyi fırsat bil, fırsattan istifade et…
ne yaparsan yap şimdi
ben seni özlemekten istifa etmeyeceğim.
ben
sen
değilim.

-Mavi Tuğba Karademir

İstiyorum ki gelsin ben seni gerçekten sevmişim seni çok özledim desin. Ama nerde kalbi odun ruhu öküz adam egosunu hiçe sayıp yapar mı böyle bir şey kaldı ki sevmiş midir bilinmez. Ama işte biliyorum bunları bilmesine de yine de bekliyorum
Anonymous

Biliyor musun, bir zamanlar senin şu yaptığın hatayı ben de yaptım. Bekleme annem. Gelirse daha beterini yaşatmadan gitmeyecektir. O yüzden yalnızlığın tadını çıkar. Evet şimdi “bu kadın ne saçmalıyor, acıyı sayfalarca anlatan o değil mi” diyeceksin ama düşün ki acıyı en dorukta yaşayan ben bile bunu diyorum. Her acının bi son kullanma tarihi var, hep derim. O yüzden bugün üzüldüğün ne varsa her şey, herkes ölecek. Sen de öleceksin. Ve sana bahşedilen zamanı böyle harcayarak zayi etme. Seni mutlu edecek sebepler bul. İnsan ancak ve ancak kendisi isterse mutlu olur.

ağzının uçurumu içimde dolu dizgin bi uktedir.ve bunu aşmaya yokluğun bile değil muktedir.gel, diz çök dizlerime.gel, iz dök üzerime.gel, öp örselenmişliğindenboynumun.ve sana hatalı kalacak kadar yorgunum.doğruldun,doğruydun,sancılarım annenin rahminde yoğrulmuş.sen manzarasın, pencereme en uygun.ben, en güzel cennetten oldukça mahrum.ruhun bile merhum.çoksunve çok az.ve hiçsin aynı zamanda.ben her koşulda yalnızım biraz.kalk ve bıraktığın hayale bi bak!hangi hayatı tercih ettin;dudaklarımın ıslaklığına?izmaritler kadar kenara atılmışlığı var dünümün.ama sen de beniceplerinden düşürmüşsünbir izmarit kadar olamamış,dudaklarına dokunamamışım.en fazla dokusu zedelenmiş yalnızlığımın.arafın seti ellerin,bayram arefesi neşesi ses tellerin.sağlam bi teçhizatla geldin.şairin de dediği gibi"parçalanmışlığımı bile parçaladın benim"alın teri paçalarından akan bi işçi gibitüm hücrelerimle ağlıyorum seni.şimdi işin aslı; gitmek için henüz çok gençsin sevgilim.-Mavi Tuğba Karademir

ağzının uçurumu içimde dolu dizgin bi uktedir.
ve bunu aşmaya yokluğun bile değil muktedir.
gel, diz çök dizlerime.
gel, iz dök üzerime.
gel, öp örselenmişliğinden
boynumun.
ve sana hatalı kalacak kadar yorgunum.
doğruldun,
doğruydun,
sancılarım annenin rahminde yoğrulmuş.
sen manzarasın, pencereme en uygun.
ben, en güzel cennetten oldukça mahrum.
ruhun bile merhum.

çoksun
ve çok az.
ve hiçsin aynı zamanda.
ben her koşulda yalnızım biraz.
kalk ve bıraktığın hayale bi bak!
hangi hayatı tercih ettin;
dudaklarımın ıslaklığına?

izmaritler kadar kenara atılmışlığı var dünümün.
ama sen de beni
ceplerinden düşürmüşsün
bir izmarit kadar olamamış,
dudaklarına dokunamamışım.
en fazla dokusu zedelenmiş yalnızlığımın.

arafın seti ellerin,
bayram arefesi neşesi ses tellerin.
sağlam bi teçhizatla geldin.
şairin de dediği gibi
"parçalanmışlığımı bile parçaladın benim"
alın teri paçalarından akan bi işçi gibi
tüm hücrelerimle ağlıyorum seni.
şimdi işin aslı; 
gitmek için henüz çok gençsin sevgilim.

-Mavi Tuğba Karademir

Ayrılalı tamı tamına 2 gün oldu gerçi ayrıldık mı zaman mı istedi benden bilemedim.İlk sabahında rüya sandım taa ki mesajlarını yeniden okuyana dek. Yahu koca adama mesajla ayrılık yakışır mı anlamadım ki. Görsen ondan ince ruhlusu yok buralarda ama ruhu tam öküz olmuş bir adamı sevdim kendimi esirgemeyecek kadar çok hem de. Yazılarını okurken düşündüm de şu 2 gün 2 yıl gibi geçmiş ömrümden ne çok ağladım ne çok küfrettim. Ah keşke diyorum keşke sevmeseydim. Çünkü kimi sevdimse hep gitti benden.
Anonymous

Seni öyle iyi anlıyor ve öyle iyi eşlik ediyorum ki gönül yarana, o kadar olur! 

Öyleyse…

"Yaralar derin, seneler kadar!"

böyle uzun sustuğun içindudaklarından kusacağım içimi.seni beklemek, ne zahmetli iş.an geçtikçe eksilipbir sonraki ana farklı adımlar atmakve ağlar gibi yapmak aynalara.anlar gibi yapmak,seni,sana!dağlar kadar yük kaburgamda,koşmaya çalışmak;incecik bir denge çubuğunda.bunu es geç.rüzgar bile imrensin.nereye gideceğiniyine sen seç.beni bilirsinya da bilmezsinkim bilir!hem hiç mühim değil.zaten ben kimim ki.kimiz biz, ikimiz.ve birçoklarıkimlerin çocukları?ben!elleri yamalı,saçları yazmalı,sancılı bir alınyazısıyım.en fazla bir doktor kadar anlaşılıryazarımın el yazısı.bak göğsümdeki koca bi yuva sızısı.hiçbir baba evladında böyle derin bi yara açmamalı.bana sarıl!gözlerinde akşamüstü kızıllığı.göğe bile kızgınım.bana sarıl!yoksa bir delilik yapacağım.seni unutacağım, anlamıyor musun bi kaza çıkacak gönlümden!hastalıklar dolusu kıskancım.bana sarıl,yoksa bu morgu cehenneme atacak ve bir sigara yakacağım.bana sar parmaklarını.buna ihtiyacım…buna…banasarıl! -Mavi Tuğba Karademir

böyle uzun sustuğun için
dudaklarından kusacağım içimi.
seni beklemek, ne zahmetli iş.
an geçtikçe eksilip
bir sonraki ana farklı adımlar atmak
ve ağlar gibi yapmak aynalara.
anlar gibi yapmak,
seni,
sana!
dağlar kadar yük kaburgamda,
koşmaya çalışmak;
incecik bir denge çubuğunda.


bunu es geç.
rüzgar bile imrensin.
nereye gideceğini
yine sen seç.
beni bilirsin
ya da bilmezsin
kim bilir!
hem hiç mühim değil.
zaten ben kimim ki.
kimiz biz, 
ikimiz.
ve birçokları
kimlerin çocukları?

ben!
elleri yamalı,
saçları yazmalı,
sancılı bir alınyazısıyım.
en fazla bir doktor kadar anlaşılır
yazarımın el yazısı.
bak göğsümdeki koca bi yuva sızısı.
hiçbir baba 
evladında böyle derin bi yara açmamalı.

bana sarıl!
gözlerinde akşamüstü kızıllığı.
göğe bile kızgınım.
bana sarıl!
yoksa bir delilik yapacağım.
seni unutacağım, anlamıyor musun bi kaza çıkacak gönlümden!
hastalıklar dolusu kıskancım.
bana sarıl,
yoksa bu morgu cehenneme atacak ve bir sigara yakacağım.
bana sar parmaklarını.
buna ihtiyacım…
buna…
bana
sarıl! 

-Mavi Tuğba Karademir

yanlış adamı sevdiğinizi fark ettiğinizde yaşadığınız hayal kırıklığı, kırılan cam çerçeve sesinden ziyade patlayan bi bina gibi parçalanmışlık gürültüsüne maruz bırakır insanı. 
yanlış yolda olduğunuzu hissedip doğru yolu aramaya koyulamazsınız da. seviyorsanız, artık çok geçtir. ondan başka yolunuz yoktur. bunu geç ya da erken fark etmek bi şeyi değiştirmez. bi hastalık değildir çünkü bu. kaldı ki olsa olsa tedavisi olmayan ölümcül bi hastalık olabilir bu.
sırat sandığınız köprünün ortasında onun aslında sırat olmadığını, sizi bekleyenin cennetin tam aksi olduğunu fark ettiğinizi düşünün. öylece kalakalıyorsunuz. ne ileri adım atacak kadar aptalsınız, ne geri gidecek kadar cesur. aşağıya düşseniz dipsiz bi uçurum. elleriniz, yüreğiniz titriyor. cehennemin harlı ateşi ta oralardan içinizi yakmaya yetiyor. yolun başında içinizin ısındığını hissedip o sıcaklığa kapılarak ilerleyen siz, şimdi o sıcaklığın sizi yaktığından yakınıyorsunuz. ne büyük çaresizlik! saç telleriniz bile titriyor. ses telleriniz aşağı kalmıyor, konuşurken onlar da titriyor. konuşuyorsunuz, cehenneme bakarak. “seviyorum işte seni, yakmasan olmaz mı?” diyorsunuz. cehennem ukala bi tebessüm atıyor size. “yanmayı göze almadan sevebilecek kadar ahmak mıydın? bu kadar mı acemisin aşkta?” diyor. aslında o hiçbir şey demiyor. siz o tebessümden bunu çıkarıyorsunuz. “buraya kadar geldim, cayır cayır yanayım da bu hikaye bitsin” diyorsunuz. ama adım atamıyorsunuz işte. kahrolasıca ayaklarınız gitmiyor. bacaklarınız da titriyor çünkü. baştan aşağı titreyen, terleyen, pes etmeye dahi gücü olmayan bi kadın oluyorsunuz. acınası bi kadın.
durup geçmişinize bi göz gezdiriyorsunuz. “bi önceki de yanlış adamdı, karşıma çıkıp hayatıma girmeye çalışan diğerleri de… o halde doğru adam diye bir şey yok. doğru tebessüm var, insanı aşka maruz bırakan.” diye iç geçiriyorsunuz. onun tebessümü aklınıza düştüğü an, cehenneme koşar adım ilerlemeye başlıyorsunuz. her adımda hayal kırıklığının o bina patlatan sesi, koca bi şehrin yıkılış sahnesine dönüyor, kaotik bi gürültüyle ilerliyorsunuz. bilmiyorsunuz ki yolun sonunda “içindeki sesi dinle” diyen ahmak bilgenin gırtlağına bi usturayla şiir yazmak isteyecek kadar nefret edeceksiniz ondan. “iç sesimin de canı cehenneme!” diyerek daha hızlı ilerliyorsunuz. müthiş bi iç karışıklık!
her neyse.
az önce yanlış ateşte yanmaya körü körüne razı olan bi kadının hikayesini okudunuz. yanacak mı, henüz ben de bilmiyorum. bilmek de istemiyorum. benim merak ettiğim, cehennemin kadın için ne düşündüğü. kadını yakmak için mi harlıyor, yoksa o kadın için mi yanıyor. bunu cehennem dile gelmeden bilemeyeceğiz.
bu arada, 
tüm cennetlerin canı cehenneme!

-Mavi Tuğba Karademir 

yanlış adamı sevdiğinizi fark ettiğinizde yaşadığınız hayal kırıklığı, kırılan cam çerçeve sesinden ziyade patlayan bi bina gibi parçalanmışlık gürültüsüne maruz bırakır insanı. 

yanlış yolda olduğunuzu hissedip doğru yolu aramaya koyulamazsınız da. seviyorsanız, artık çok geçtir. ondan başka yolunuz yoktur. bunu geç ya da erken fark etmek bi şeyi değiştirmez. bi hastalık değildir çünkü bu. kaldı ki olsa olsa tedavisi olmayan ölümcül bi hastalık olabilir bu.

sırat sandığınız köprünün ortasında onun aslında sırat olmadığını, sizi bekleyenin cennetin tam aksi olduğunu fark ettiğinizi düşünün. öylece kalakalıyorsunuz. ne ileri adım atacak kadar aptalsınız, ne geri gidecek kadar cesur. aşağıya düşseniz dipsiz bi uçurum. elleriniz, yüreğiniz titriyor. cehennemin harlı ateşi ta oralardan içinizi yakmaya yetiyor. yolun başında içinizin ısındığını hissedip o sıcaklığa kapılarak ilerleyen siz, şimdi o sıcaklığın sizi yaktığından yakınıyorsunuz. ne büyük çaresizlik! saç telleriniz bile titriyor. ses telleriniz aşağı kalmıyor, konuşurken onlar da titriyor. konuşuyorsunuz, cehenneme bakarak. “seviyorum işte seni, yakmasan olmaz mı?” diyorsunuz. cehennem ukala bi tebessüm atıyor size. “yanmayı göze almadan sevebilecek kadar ahmak mıydın? bu kadar mı acemisin aşkta?” diyor. aslında o hiçbir şey demiyor. siz o tebessümden bunu çıkarıyorsunuz. “buraya kadar geldim, cayır cayır yanayım da bu hikaye bitsin” diyorsunuz. ama adım atamıyorsunuz işte. kahrolasıca ayaklarınız gitmiyor. bacaklarınız da titriyor çünkü. baştan aşağı titreyen, terleyen, pes etmeye dahi gücü olmayan bi kadın oluyorsunuz. acınası bi kadın.

durup geçmişinize bi göz gezdiriyorsunuz. “bi önceki de yanlış adamdı, karşıma çıkıp hayatıma girmeye çalışan diğerleri de… o halde doğru adam diye bir şey yok. doğru tebessüm var, insanı aşka maruz bırakan.” diye iç geçiriyorsunuz. onun tebessümü aklınıza düştüğü an, cehenneme koşar adım ilerlemeye başlıyorsunuz. her adımda hayal kırıklığının o bina patlatan sesi, koca bi şehrin yıkılış sahnesine dönüyor, kaotik bi gürültüyle ilerliyorsunuz. bilmiyorsunuz ki yolun sonunda “içindeki sesi dinle” diyen ahmak bilgenin gırtlağına bi usturayla şiir yazmak isteyecek kadar nefret edeceksiniz ondan. “iç sesimin de canı cehenneme!” diyerek daha hızlı ilerliyorsunuz. müthiş bi iç karışıklık!

her neyse.

az önce yanlış ateşte yanmaya körü körüne razı olan bi kadının hikayesini okudunuz. yanacak mı, henüz ben de bilmiyorum. bilmek de istemiyorum. benim merak ettiğim, cehennemin kadın için ne düşündüğü. kadını yakmak için mi harlıyor, yoksa o kadın için mi yanıyor. bunu cehennem dile gelmeden bilemeyeceğiz.

bu arada, 

tüm cennetlerin canı cehenneme!

-Mavi Tuğba Karademir 

Bu gece nefessiz kaldığım anlar bile oldu. Sağol yaaa, gerçekten. Elimde kalan azıcık şeyden biri olucak sanırım bu blog. Tekrar tekrar okuyorum, iyi ki varsın! İyi ki cevap verdin! Ben bu gece ölüyorum sandım, iyi geldi, hemde çook.

Çok sevindim o halde, ne mutlu bana. Yaralarına selam olsun!

Bitmiş, kaybolmuş hissedersin hani, fiziksel olarak bişey yoktur, ama çok acıyodur işte. Yazdıkların böyle bir geceme denk geldi, beterin beteri varmış be. Yorgun, hiç bişey hissedemezde olsam, yanında olmak isterdim. Yak bir sigara! Gel boşverelim.

Sigara kullanmıyorum ama sen benim yerime de yak bi gün. :)
Yanımda olmuş kadar oldun şu mesajınla, sahiden. Teşekkür ederim. Acıyan ruhundan öperim!

Şiirle kal.